Total War: Warhammer III – İnceleme

0

Eveeet… :çıtır çatur: (parmaklar kütletilir)

Evet evet eveeet… :katırt kütürt: (boyun kütletilir)

Hıııeevvttttttthh… :hnnngggh: (gerinilir)

Hoh! Nihayet be! Şu oyunu elime geçireceğim, suyunu çıkaracağım, incelemesini yazacağım günlerin gelmesini ne kadar zamandır ne biçim beklediğimi tahmin bile edemezsiniz.

Ben bir Total War: Warhammer 2 bağımlısıyım. Bunu öylesine söylemiyorum. Yastığa kafamı koyunca o an oynadığım oyunu düşünüp saatlerce uyuyamadığım, tuvalete gidince “Yahu bu işlem neden daha hızlı olmuyor?” diye canımın sıkıldığı, bazen sandalyeden kalkınca bacaklarımın titrediği ve “Bacaklarım niye titriyor?” diye düşününce bütün gün bir şey yemeyi unuttuğumu fark ettiğim bir dönemden geçtim, bu süreçte hayattaki diğer sorumluluklarımı yerine getirmeyi bir şekilde başardığım için kendimle gurur duyuyorum. Bu derece bir bağımlılığın sağlıklı olmadığını söyleyebilirsiniz, haklı da olabilirsiniz ama UMURUMDA DEĞİL, DUYMAK İSTEMİYORUM, OYUNCULUK HAYATIMIN EN GÜZEL ZAMANLARINDAN BİRİNİ GEÇİRDİM, PİŞMAN DEĞİLİM!

Peki WH3? Henüz o kadar bağımlısı olamadım. Oyun iyi çıktı, hem çok fazla yenilikle hem de hem de iyileştirmeyle geldi ama WH2 kadar sarmasını engelleyen bazı şeyler var. Ama şunu da en baştan söylemeliyim ki WH2 de mükemmel çıkmamıştı, yıllarca desteklendikten sonra bu hale geldi. WH3’ün çok geçmeden WH2’yi sollayıp daha da mükemmel hale geleceğine şüphem yok. Ama çok ilerlemeden biraz gaz ve toz bulutu konularından başlayayım müsaadenizle.

Uyumuş da büyümüş

Total War bir strateji oyunu serisi (sürpriz). Ana haritada sıra tabanlı oynar, birimler basar, binalar diker, topraklarınızı genişletirsiniz. Savaş alanında ise ordularınızı, birimlerinizi bire bir görür, gerçek zamanlı bir şekilde savaşırsınız. Yapımcı Creative Assembly 2000’den beri tarihi oyunlardan gittikten sonra 2016’da Total War: Warhammer’ı çıkardı ve bence inanılmaz bir iş yaptı. Şu an Total War: Warhammer’ların geldiği noktaya baktığınızda ilk WH çok sığ geliyor ama gerçekçi bir savaş alanında cücesinden devine, grifininden ejderhasına mekanikleri komple değiştirmeyi gereken birimler yönetiyor oluşumuz, bir de bunun üstüne büyülerin eklenmiş olması… Böyle bir projeye girişmeye nasıl cesaret ettiler ve altından nasıl kalktılar hâlâ aklım ermiyor (Araya not olarak gireyim: Total War: Warhammer’ları oynamak için Warhammer evreniyle alakalı olmanız gerekmiyor, benim de alakam yoktu oyunlara girdiğimde).

Ama savaş alanına getirdiği bu çılgınlık değil sadece WH’lerin olayı, daha da büyük bir şeyi başardı bu seri. WH2’nin son ulaştığı halinde 15 fraksiyon vardı, WH3’le 8 tane daha eklendi ve bu tamı tamına 23 fraksiyonun hepsinin de oynanışı birbirinden gerçekten çok farklı, ki seçtiğiniz lidere göre komple değişebilen fraksiyon içi oynanışlara girmiyorum bile. Yüce Elfler diğer fraksiyonları diplomatik olarak manipüle edebilirken Canavaradamlar her yeri yıkıp tanrıları için ayin yapmaya odaklanıyor, Kabir Kralları tamamen bedavaya ordular basabilirken Norska sağı solu yağmalamaya kasıyor… 23 fraksiyonun hepsinin de oynanışı inanılmaz ayrılıyor deyince abarttığımı düşünüyor olabilirsiniz, 23 çok büyük bir sayı çünkü ama işte WH’ler yaşayan oyunlar, 6 yıldır sürekli gelişerek bu hale geldiler. Başka strateji oyunlarında bu kadar ayrışan fraksiyonlar bulamazsınız. Bir tek Starcraft/Warcraft ama orada da fraksiyon sayıları çok az malum.

WH3’ten en çok istediğim şeylerin başında da bu geliyordu zaten. Karşıma çıkaracağı 8 fraksiyonun da halihazırda inanılmaz seviyelerde olan çeşitliliği arttırmasını istiyordum ve tam olarak bunu muhteşem bir şekilde başarmış. Fraksiyon sayısı bu kadar abartmışken bunu hâlâ başarabiliyor oluşlarına şapka çıkarıyorum. Khorne’la yakıp, yıkıp, yakıp yıktığımız yerlerden cört diye ordu çıkarabilmek, Cathay’le her şeyin ahengini dengede tutabilmeye çalışmak, Nurgle’la milleti hasta etmek… Orduları da birbirlerinden yeterince ayrılıyor ama şu oyundaki fraksiyonların sefer mekaniklerinin bu kadar çeşitlilik sağlamasıdır zaten onu bin saatten fazla oynamama neden olan.

Ve tabii ordular… WH’lerin birim tasarımlarına zaten hastayım, o kalite burada da aynen devam ediyor elbette. Savaşların anca %1’inde falan yakım çekime girecek fırsatınız oluyor tabii ama sırf o küçük zaman aralığında görülecek şeyler için bu kadar muazzam iş çıkarıyor olmalarına öteki şapkamı da çıkarıyorum (iki şapkayla dolaşırım). Ana harita oynanışındaki çeşitlilik seviyesini savaşlarda yakalamaları mümkün değil elbette ama o konuda da yapabileceklerinin maksimumunu yapmaya çalıştılar şimdiye kadar ve bu durum WH3 için de geçerli. Cathay menzilli ve yakın savaşçılarını dengeli kullanınca buff kazanıyor, Slaanesh’in menzillisi yok, zırhı yok, savunması yok ama aşırı sert vuruyor, Nurgle birimleri über yavaş ama deli gibi cana sahip… Her birinde çok farklı taktikler uygulama imkânınız var ve hatta elinizdeki imkânlara ve neyle karşı karşıya olduğunuza göre farklı taktikler uygulamak bir zorunluluk. Tek şikâyetim Kaos fraksiyonlarının birim sayılarının azlığı ve bu az sayıdaki birimlerin de birçoğunun birbirine benzer oluşu.

WH3’ten başka ne istiyordum? Taze hissettiren yepyeni bir harita istiyordum mesela. O dileğim de gerçekleşti. Oyunda Kaos tanırlarıyla ilgili bir mevzu var ve Warhammer dünyasının en kuzeylerinde, Kaos çoraklarında ve ona yakın yerlerde oynadığımız harita bu kaotik, karanlık atmosferi şahane yansıtıyor. WH2’nin nispeten aydınlık haritasından sonra güzel bir hava değişikliği oldu. Tabii Cathay taraflarına gittiğinizde uzak doğu tablolarından çıkmış sıcacık bir atmosferle de karşılaşabiliyorsunuz, o ayrı. Arayüzü de bu sert atmosfere uygun şekilde komple kırmızı yapmışlar. Hani bence kötü bir karar değil de fraksiyonlar arasındaki atmosfer farklılığını biraz azaltmış. Biraz da suyunu çıkarmışlar, atıyorum bina yapma logosu da bina yıkma logosu da kırmızı. Bu tip okunurluğu azaltan sorunları var komple kırmızıya abanma tercihlerinin ama hayati bir sıkıntı yok.

Ve WH3’ten “beklediğim” demeyeyim ama “umduğum” şeylerden biri de WH2’nin araba dolusu sıkıntısını çözmesiydi. Evet, WH2’ye hastayım ama “Lan olm bunu böyle yaparken beyniniz kartopu mu oynuyordu?” diye kafayı kırdığım milyar tane sorunu olduğunu da yadsıyacak değilim. Ve ne mutlu bana ki WH3 bunların çoğunluğunu silip süpürmüş. Hepsini değil ama çoğunluğunu. Aklıma ilk gelen birkaç tanesini sayayım mesela:

Peynir kıtlığı

Menzilli birimler menziline giren herkese ateş etmeye programlıydı. Dolayısıyla küçük ve hızlı bir biriminizi menzilli birimlerin önünde bir sola bir sağa tavuk gibi koştura koştura düşmanın bütün mühimmatını tüketebiliyordunuz. Artık hasar veremeyeceklerse ateş etmiyorlar.

Savaşta 1 birim de öldürseniz, 10 bin birim de öldürseniz aynı tecrübe puanını kazanıyordunuz. Dolayısıyla oyunun başında kendinize küçük bir düşman şehri bulup, oraya her tur tekrar tekrar saldırıp talan ederseniz lordunuzu hızlıca maksimum seviyeye çıkarabiliyordunuz. Ki WH’lerde her şey önemlidir. Büyüme, ekonomi, diplomasi, ordular… Ama hepsinden önemli bir şey varsa o da lordunuzun gücüdür. Güçlü bir lordunuz varsa ve onu iyi kullanabiliyorsanız kaybetmezsiniz. Dolayısıyla bu sistem saçmalığın dik âlâsıydı, oyunun genişlemeye dayalı doğasını sekteye uğratıyordu ama sizin için avantajlı olduğu için yine de yapıyordunuz. Artık gayet mantıklı bir şekilde savaştığınız ordunun gücüne göre tecrübe kazanıyorsunuz. Daha iyi lord istiyorsanız kabuğunuzu terk edip fetihlere çıkmanız gerek.

Ne olursa olsun sahip olmanız gereken bir şehir var ve bu şehir müttefikinizde diyelim. Yapabileceğiniz hiçbir şey yoktu. Müttefikinize savaş açıp bütün dünyanın nefretini kazanmak veya aşırı çok uğraşıp o yerleşkede isyan çıkarmaya çalışmak dışında. “Birader sen bak benim şu mis gibi 10 şehrimi al, bana sadece burayı ver” diyemiyordunuz (Alith Anar’la zafere ulaşmaya çalışırken müttefikim Tyrion’ın bana lazım olan şehri alması, onu kesinlikle konfederasyona katamamam, sırtından bıçaklamam ve ardından bütün dünyanın bana savaş açması çok da eğlenceli bir tecrübe değildi). Artık şehirleri de satın alabiliyor ve takas edebiliyorsunuz çok şükür.

Diplomasi demişken… Eskiden şöyle oluyordu: “Gel saldırmazlık anlaşması imzalayalım, karşılığında 1000 lira ver? Hayır mı? Baştan deneyelim. Gel saldırmazlık anlaşması imzalayalım, karşılığında 800 lira ver? Hayır mı? Baştan deneyelim…” Artık Total War: Three Kingdoms’ta olan Hızlı Anlaşmalar seçeneği WH’ye de eklenmiş, anlaşmanın tam olarak kaç para getireceğini/götüreceğini tek tuşla görebiliyorsunuz. Kısacası diplomasi ekranında çok daha az zaman harcıyor ama çok daha iyi sonuçlar alıyorsunuz. Böyle hayatı kolaylaştıran eklentilere can kurban.

Birbirine yakın iki ordunuz varsa savaşta birbirlerine destek olabilirler. Ama doğru açıyı tutturamamışsanız destek birlikleri savaş alanının en abuk yerinden gelebilir, kazanacağınız savaşı kaybedebilirdiniz. Artık destek birliklerinin savaş alanına nereden girebileceklerini seçebiliyorsunuz. WH3’te destek birlikleri anında gelmiyor savaş alanına, birkaç dakika geçmesi gerekiyor ve gelecekleri noktayı değiştirdiğinizde geliş süreleri uzuyor ama çok daha mantıklı ve pratik olduğu da gerçek yeni sistemin.

Eskiden her yeni ürettiğiniz ordu +%15 maliyet demekti. Bu da daha az ordu, her yere bir türlü yetişememek demekti. Şimdi bu oran %4’e indirilmiş, oynanış ferahlatılmış. Bunun üstüne özellikle yüksek zorluklarda savaş alanında yapay zekânın direkt sahip olduğu buff’lar da makul seviyelere indirilmiş. Bunlar oyun kolaylaşmış anlamına mı geliyor? En azından bu açılardan evet ama demin saydığım, cheese dediğimiz çakallıkların artık fazla yapılamaması gibi sebepler de oyunu biraz zorlaştırmış, dolayısıyla genel zorluk aşağı yukarı aynı kalmış, hatta aslında biraz artmış diyebilirim.

Sonra mesela kuşatma savaşları… Kuşatma savaşları WH’lerin kanayan yarasıydı ve… Ok, pekâlâ, allı güllü bölüme biraz ara verme zamanı. Severken dövmeyi de unutmayalım WH3’ü.

Kairos mu atacağız yani?

Eski sistem şöyleydi: Eğer bir yerleşkede savunma binası yoksa normal arazi savaşı yapardınız. Savunma binası varsa da o yerleşkeye duvar eklenirdi ve kuşatma savaşı yapardınız. Bu kuşatma savaşları oyunun en zayıf taraflarındandı çünkü yapay zekâ duvarları canları pahasına savunmaya çalışmaya programlıydı. Duvarın üstündeki veya arkasındaki birlikleri okla, büyüyle vs. öldürdükçe arkadan yenilerini yollarlardı, duvarları aşmadan savaşları kazanıverirdiniz ki bu nedenle kuşatma savaşları hem aşırı kolay hem de aşırı monotondu.

WH3’te kuşatma savaşlarını komple elden geçirdiler. Artık iki tip kuşatma savaşı tipi mevcut: Duvarsız yerleşkeler ve duvarlı yerleşkeler.

Şehirde savunma binası yoksa veya düşük seviye savunma binası varsa duvarsız yerleşke savaşı veriyorsunuz. Dar geçitlerle, kurulabilir barikatlarla ve kulelerle dolu, sayısız duvarsız yerleşke savaş haritası mevcut artık oyunda ki bu tip savaşlar hem WH’lere süper bir çeşitlilik getirmiş hem de çok farklı taktikler yapmaya müsaitler. Tek açıdan saldırabilir, ordunuzu yayabilir, rakibi dar alanlarda veya nispeten açık alanlarda savaşmaya zorlayabilir veya şehre yayılmış çeşitli noktaları ele geçirmeye kasıp direkt savaştan kaçınmaya çalışabilirsiniz. Muazzam olmuşlar ama oyuna dair önemli şikâyetlerimden biri bu duvarsız yerleşke savaşları aslında. Muazzam olmuşlar olmasına ama oyunda vereceğiniz savaşların aşağı yukarı %60-70’i bu tip savaşlar olacak. Arazi savaşlarına denk gelince değişiklik oluyor. Bence Total War savaşlarının en güzel hali hâlâ arazi savaşları ve oranlarının azalmış olmasından şikâyetçiyim. Yerleşke savaşları da güzel de işte, oranı çok fazla.

Duvarlı yerleşkelerdeyse öncelikle haritaları çok çok büyütmüşler, ardından şehirlerin içine, saldıranın ele geçirdiği ve bir süre elinde tuttuğu takdirde direkt kazandığı iki tane nokta eklemişler. Hani o kadar saçma olmuş ki anlatamam… Hayalinizde canlandırın. Ordunuzu o dediğim noktaların en uzağına konuşlandırıp savaşı başlatıyorsunuz. Yapay zekâ da ordusunu direkt karşınıza konuşlandırıyor. Sonra 1-2 über hızlı biriminizi alıp şehrin etrafından dolaştırıyor, kapıları kırıyor ve o noktaya gidiyorsunuz. Yapay zekânın te anasının dininden gelip o noktayı tekrar ele geçirmesi mümkün değil. Dolayısıyla savaşmadan, tek kayıp vermeden koca orduyu silip koca şehri alıveriyorsunuz. Bravo. Kuşatma savaşları iyi işlemiyor, değiştirmek lazım deyip daha da kötü hale getirmeyi başarmışlar. Hoş bu tarif ettiğim şekilde şehirleri almak da süper eğlenceli oluyor, o ayrı 😀 Ama mesela bu ele geçirdiğiniz noktalar size savaşı kazandırmasa, sadece buff verse falan sorun kalmayacak aslında da işte… Kısacası duvarlı yerleşkeleri savunmak, duvarsız yerleşkeleri savunmaktan çok daha zor; duvarlı yerleşkelere saldırmak duvarsız yerleşkelere saldırmaktan çok daha kolay. Buradan çıkaracağımız sonuç: Duvar dikmeyin!

Öh, ne çok duvar dedim. Geçelim. Eskiden iyi olmayan, WH3’teyse daha da kötü olan şeyler demişken…

Ayı bağırıyor

Seriyle alakasız insanların kafasını karıştırmamak için elimden geleni yapıyorum ama şöyle bir şey var: WH1 çıktı, bir yıl sonra WH2 çıktı, kısa süre sonra da WH1 ve 2’ye sahip olanların 2 oyunun haritalarını birleştirerek oynayabildiği Ölümlü İmparatorluklar / Mortal Empires güncellemesi yayınlandı. Tamamen sandbox olan, yani canınızın istediğini yapabildiğiniz Ölümlü İmparatorluklar’a girmek yerine WH2’nin biraz daha hikâye odaklı Vortex / Girdap seferini de oynayabiliyorsunuz.

WH2’nin Girdap seferi çok tercih edilmez, çoğu oyuncu birleşik haritadaki sandbox tecrübeyi yeğler. Çünkü Girdap seferi oyuncuyu fazla rahat bırakmaz, arada sırada üzerine ordular summon eder falan. Ama WH3’ün hikâye odaklı modu Kaos Diyarı’nda, Girdap seferinin sıkıntılarından hiç ders alınmamış, orada yapılan yanlışlar beşle çarpılmış.

Kısaca şöyle bir hikâyemiz var: Kudretli iblis Be’lakor, ayı tanrı Ursun’u esir ediyor. WH’lerde danışmanlığımızı yapan dede de fraksiyonlara gidip “Gelin Ursun’a ulaşalım, şöyle şöyle işinize gelir, benim de üzerimdeki laneti kaldırmam lazım zaten” diyerek onları ikna ediyor. Bütün fraksiyonlarla yapmamız gereken şey aynı. Aşağı yukarı 30 turda bir, bütün eyaletlerimizde bir Kaos yarığı açılıyor, fraksiyon liderimizi bu yarıklardan dört Kaos diyarından birine gönderiyoruz, bu puzzle’ımsı mekânlarda biraz zaman harcayıp uzunca bir mini boss savaşı veriyoruz, kaos tanrılarının birinin ruhundan bir parça alıyoruz. Dört ruhu da ele geçirince de son savaşa giriyoruz.

Maalesef sıkıntısı bol bu yapının. Kaos yarıklarının yaydığı yozlaşmadır, kapatmazsanız içlerinden çıkıp size saldıracak kaos ordularıdır, o bir dert zaten. Çok fazla yayılmışsanız bütün yarıkları kapatmak çok meşakkatli. Ama daha kötüsü fraksiyon liderinizi çok uzun süreliğine sefer haritasından koparıyor, hatta orada da geçmesi için eyalet başkentinde zaman harcaması gereken bir debuff veriyor, ödülünüzse Kaos tanrısı ruhundan başka bir şey olmuyor ki pratikte bir işlevi yok; sadece hikâye ilerlemiş oluyor.

1-2 bölgeye sahip olmak, fazla yayılmamak büyük avantaj dolayısıyla. Bu da TW’lerin genel fethe dayalı yapısına çok ters. Ayrıca oyuncu bir oyunda bir şeye çaba ve zaman harcadığında, bir şey başardığında ödüllendirilmek ister. Bu mekanik hiçbir şekilde ödüllendirmiyor oyuncuyu, sadece hikâye ilerliyor işte. Ödüllendirilmek bir yana, bilakis bir ton tur kaybederek cezalandırılıyorsunuz.

Girdap’ın iyi tarafı onu yok sayabilmeniz, rahat ettiğiniz zaman ilgilenebilmenizdi. Ayrıca topraklarınızı genişletmek size daha çok ayin kaynağı sağladığı için mantıklıydı. WH3 tam tersi. Yok sayayım, ben kafamca fetihlere çıkayım diyemiyorsunuz. Girdaplar sizi sürekli rahatsız ediyor ve daha kötüsü, boşlarsanız rakip fraksiyonların bu yarışta sizi yenme olasılığı son derece yüksek.

Şahsen WH2’de Ölümlü İmparatorluklar’ı tercih ederdim ama arada değişiklik olsun diye Girdap da oynardım. WH3’ün bu modundan doğrusunu söylemek gerekirse çok da nefret etmedim, keyif aldım bir şekilde ama tekrar oynanabilirliği de bayağı düşük, ki Total War’larda tekrar oynanabilirlik her şeyden önemlidir. İnsan rahat bırakıldığı, istediğini yapabildiği bir oyun istiyor.

Üç oyunun da haritasını birleştiren güncelleme önümüzdeki aylarda ücretsiz şekilde oyuna eklenecek (önceki iki oyuna da sahipseniz tabii). O çıkınca neredeyse bütün oyuncular gibi ben de büyük oranda ona geçeceğim. Yine arada değişiklik olsun diye girerim belki Kaos Diyarı seferine ama WH2’de Girdap’ı tercih ettiğimden daha az tercih edeceğim de kesin.

Savaş dediysek savaş!

Oyuna henüz WH2 kadar sardırmadığımı söylemiştim, sebeplerinden biri bu hikâye modu ama başka bir sebebi var. Çoğu insan için fazla önemli olmayacak ama benim için en büyük sebep bu. WH2’yi bin saatin üzerinde oynadım, az çok da iyi oynuyorum artık bir zahmet. En üst zorlukta oynamazsam pek keyfi çıkmıyor. Ama WH3’ün üst zorlukları insanı cidden bezdiriyor, çünkü savaşları otomatik sonuçlandırmayı inanılmaz acımasız yapmışlar.

Yanlış anlamayın, Total War’un savaşlarını çok severim ve gerçek zamanlı savaşları olmasa seriyi bu mümkün değil bu kadar sevmezdim. Ama en uyuz, kayıp bile vermeyeceğim savaşları bile bizzat yönetmek zorunda kalmak da istemiyorum yahu! Beşte birim güçte bir orduyla karşılaşıyorum, kendim savaşırsam kayıp vermem için ekstra çaba sarf etmem gerekir, otomatik sonuçlandırıyorum ve ordunun yarısı telef! Bakın elbette otomatik sonuçlandırma acımasız olmalı, insanları savaşları bizzat yapmaya teşvik etmeli ama her şeyin de bir sınırı var yahu! Üst zorlukta oynarken uyuz uyuz savaşlara beşer onar dakika harcaya harcaya saatler geçiyor, insanın içi acıyor. Bu, oyunu zorlaştırmak değil. Bu, oyunu hantallaştırmak, oyuncuyu bezdirmek.

Dediğim gibi ama, çoğunluğu ilgilendirmiyor bu dediğim. Normal zorlukta falan oynarsanız böyle bir sıkıntıyla yüz yüze kalmayacaksınız. Ama Total War savaşlarını çok seven ben, savaş yapmaktan bıktığım için oyunun başından kalkıyorsam bir sorun vardır.

Az kaldı, daha tam çıkmadı

Oyunun Steam ortalaması bir hayli düşük. Bunun bir sebebi insanların senaryo modundan nefret etmesi (ben o kadar nefret etmedim dediğim gibi ama başarılı bulduğum da söylenemez tabii), bir diğer sebebi Çin’le alakalı bir şey (erken erişim kopyalarının WH yayıncılarına değil alakasız popüler yayıncılarına dağıtılmış olmasıyla ilgili bir inceleme bombalaması söz konusu), bir diğer sebebi de optimizasyon sıkıntıları. Şahsen oyun bende gayet akıyor, ciddi bir sorunla karşılaşmadım, o yüzden çok eleştiremeyeceğim bu açıdan oyunu ama sorun yaşayan çok. Satın almadan önce Game Pass’ten bir denemenizi veya Steam’den satın alır da sıkıntı yaşarsanız iade etmenizi önerebilirim. Temkinli olun yani.

Bu performans sıkıntısı dışında da birçok bug’ı vs. var oyunun. Nadiren de olsa çökme yaşanabiliyor. Veya yapay zekâ yeni yerleşke tiplerindeki dar sokaklarda salaklaşabiliyor, 10 saniyede yapacağı U dönüşünü köşeye takıldığı için 1 dakikada yapabiliyor, belli bir noktayı mutlaka ele geçirmesi gerekirken o noktanın yanında dikilip durabiliyor vs. WH’lere yapay zekâ konusunda çok acımasız olunmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü oyun inanılmaz bir derinliğe ve çeşitliliğe sahip, çok ama çok fazla bileşen var ve aslında yapay zekâ bu karmaşanın içinde gayet de iyi bir iş çıkarıyor. Bariz mallıklarını da çoğunlukla gidermiş daha önce dediğim gibi. Geri kalanı biraz hoş görülebilir. Ama oyunun geliştirmesinin bitmesine daha 1-2 ay daha varmış gibi hissedeceğiniz çok sayıda ufak tefek arıza var. Her ordu bakım maliyetini %4 arttırıyor demiştim ya, o orduları lağvetseniz bile o %4 kalıyor yine de, en sinir bozucu bug bu mesela. Lordunuz ölsün diye kastığınız oluyor etkilenmemek için. Onun dışında yaptığını söylediği şeyi yapmayan yetenekler, haritanın içine giren birimler falan da çok nadir değiller.

WH2 benim hayatımda uzak ara en çok oynadığım oyun. Daha bahsetmek istediğim çok fazla detay var ama abartmayayım, arada OGZ’nin Youtube kanalında yayın açıyorum, uğrarsanız onları orada konuşuruz. Şimdilik özet olarak şöyle söyleyeyim: WH3 beklediğime… birazzz değdi, birazzz değmedi. WH2’nin üzerine kattığı çok ama çok fazla şey var ama yanlış yaptığı da bayağı şey var. Ama genel olarak iyi bir başlangıç yaptı. “Başlangıç” kelimesini kullanıyorum çünkü WH2 altı yıldır yaşıyor, gelişiyor. WH3 daha da uzun süre yaşayacak, gelişecek. Ve bu gelişmenin ilk gerçek büyük adımı da birkaç ay sonra yayınlanacak birleştirilmiş harita olacak. Ve sonuna kadar inanıyorum ki, bu oyunun yanda gördüğünüz notu değil de şöyle en kallavisinden bir 90’ı 95’i hak etmesi için yıllar geçmesi gerekmeyecek, o birleştirilmiş harita çıktığında bu oyun direkt o seviyeye çıkacak. Geriye kalan yıllarda oyun geliştikçe de strateji severler böyle bir oyunun var olduğu tarihin bu döneminde yaşadığı için kendini şanslı hissetmeyi sürdürecek.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.